Karneler hepimizin, sadece öğrencilerin değil
Rıfat Ilgaz’ın ‘Hababam Sınıfı’ adlı eserinden esinlenerek çekilen aynı adlı filmde Mahmut Hoca (Münir Özkul)’nın söylediği gibi; ‘karneler sadece öğrencilerin değil aynı zamanda velilerindir’. Sadece öğrenci ve velilerin de değil aynı zamanda tüm toplumun; öğrenci, öğretmen, yönetici, veli, eğitime katkı sağlayan ve sağlamayan, eğitim sorunun çözümünde rol alan veya çözümde rol almayarak sorunun bir parçası olan herkesindir bu karneler.
Ne eğitebiliyoruz, ne de öğretebiliyoruz
Eğitim; kişinin yeteneklerinin tespit edilerek isteği doğrultusunda - eğitilmiş kişiler tarafından- geliştirilmesi ve kişiye arzu edilen davranışların kazandırılması sürecidir. Yani yetenek tespit edilmeden geliştirilemez, hastalığın teşhis edilmeden tedavi edilemediği gibi.
Hayvanlar bir okul açmış,
Kuş, okulda ‘uçma’, Köstebek, ‘kazma’,Balık da ‘yüzme’ dersi olsun istemiş. Her hayvan ilk sınavda kendi branşından tam not alırken; diğer branşlardan ‘sıfır’ almış.
İkinci sınavda Kuş ‘yüzeceğim, kazacağım’ derken sakatlanmış, yüzme ve kazmadan sıfır aldığının yanında artık ‘uçmadan da ‘ tam not alamamış. Diğer hayvanlar da yapamayacaklarını yapmak zorunda kaldıklarından ne kendi branşlarından tam not alabilmişler ne de diğer branşlardan geçebilmişler.
Türkiye’de uygulanan, yetenek tespiti yapılmadan verilen eğitimin özeti budur. Öğrenciler yapmak istediklerini ve yapabileceklerini yapmaya vakit bulamazlar, yapmak istemedikleri ve yapamadıklarıyla uğraşmaktan.
Hastane de farklı hastaların, farklı ilaçlarının ortak karavanaya konularak hastalara servis edilmesiyle tüm hastaların tedavi edileceğini beklemek gibi bir şey bizde eğitim. Bu ilaç kokteylini yemekle alan hastaların zehirlendiği gibi zehirleniyor öğrenciler. Tek başına tedavi edici ilaç, başka bir ilaçla bir arada alındığında zehirlediğinin yanında; aynı ilaç da belirli bir orandan fazla alındığında zehirliyor. Yaşamak için kullanılan ilaçlar yüksek oranda alındığında intihar için de kullanılıyor. Araca binmekle gideceğiniz yere giden araca binmek aynı şey değildir. Eğitimde iyi niyet yetmez; doğru sistem, doğru eleman, doğru araç ve gereç de gerekir.
Beden eğitimi öğretmeni istiyor diye bu yaştan sonra voleybol öğrenip, çocuğuma voleybol öğretmek, karakaleminden bilmem ne boyasıyla resim yapıp çocuğuma öğretmek, ses eğitimi alıp çocuğumu ses sanatçısı yapacakmışım gibi şarkı türkü eğitimi almak ve vermek zorunda kalıyorum. Müfredat bu. Hocalar müfredat diyor da başka bir şey demiyor. Birçok ilköğretim okulu öğrencisinin sıkıntısı; resim, müzik, beden eğitimi.Bu derseler yüzünden takdir ve teşekkürden oluyorlar.
Kişinin mutluluğunun artırılması, acılarının dindirilmesi, bilgisiz kişilerin çıkaracağı sorunlardan zarar görmemesi için ihtiyaç duyulan bilgilerin kişiye aktarılması süreci olan öğretimde de öğrencilere bu bilgiler verilemezken, hiç lazım olmayacak bilgilerle öğrenciler meşgul ediliyor. Durum bu olunca ne eğitebiliyoruz ne de öğretebiliyoruz.
Tüm eğitim sınav sıralamasına kilitlenmiş. Sınavlarda arzu edilen oran Üniversiteye giriş için ilk yüzde on, mezun olduktan sonra da yine ilk yüzde on. Yani; bin öğrencide on öğrenci kendi imkanlarıyla arzu ettiği, istihdamı olan bir meslek sahibi olacak. Bu oran tüm öğrenciler tüm soruları, tüm sınavlarda da yapsa değişmeyecek. Öğrenciler değişecek ancak ne binde on ne de Türkiye’nin gerçeği değişecek. Öğrenciler her durumda başarısızlığa mahküm. Tüm öğrencilerin veya öğrencilerin büyük bir bölümünün başarılı olma ihtimali yok. Eğitimimiz ve sınavlarımız ilk binde ona kimin gireceğine odaklanmış.
Bu sistemde öğrencilerin olumlu yaptıklarının sahibi birinci derecede kendileri ve eğitimcileridir, her kademede yöneticileriyle birlikte. Başarısızlıklarının sorumlusu da Türkiye’yi yönetenler ve bizleriz. Hiçbir şey yapmadığınız halde her şeyi yapmış gibi çocuğunuzu suçlamayın, oturun yanına siz ağlayın onun yerine belki çocuğunuz bu ağır ihmalinize rağmen sizi affeder.
Mehmet AKSOY (halkgazetesi.com.tr)