Açılış Sayfam Yap   Sık Kullanılanlara Ekle   

   Anasayfa        Fotoğraflar      Site Yönetimi         Yazar Girişi         Sitene Ekle         Arşiv          Rss Listesi    İletişim     Gizlilik Poltikası     Ziyaretçi Defteri
 

Örf - Adet - Gelenek ve Göreneklerimiz - Yukarıköy Mahallesi Web Sitesi - Maçka/Trabzon
   
 Örf - Adet - Gelenek ve Göreneklerimiz

Örf - Adet - Gelenek ve Göreneklerimiz
 Yazı Boyutu

 Tarih : 2.4.2011 - 02:33:53 


Orhan TOPAL ın hazırlamış olduğu bu güzel çalışma ile Örf - Adet - Gelenek ve Göreneklerimizi yeniden hatırlatarak, genç kuşaklarımıza bilgi vereceğiz.


                  Orhan TOPAL                  

 Orhan TOPAL
  ( Milli Eğitim Müdürü )   Torul / GÜMÜŞHANE
 
YOK OLMAYA YÜZ TUTMUŞ , ÖRF, ADET, GELENEK  ve GÖRENEKLERİMİZ
 
Değerli Köylülerim;
 
Gelenek, geçmiş kuşaklardan günümüze kadar gelmiş, yaşatıldığı toplum bireyleri arasında kuvvetli bir bağ oluşturmuş veya o toplulukta eskiden kalmış olmaları sebebiyle saygı duyulup kuşaktan kuşağa  aktarılan  kültürel bir harekettir.  
 
Görenek ise , henüz gelenekselleşmemiş, bireylerin birbirlerini görerek yaptıkları davranışlardır.Örfler, çoğu zaman toplumun katı beklentileri olarak nitelenen birtakım örnek tutum ve davranışlardır.

Adetler, tıpkı örfler gibi birçok sosyal içerikli ilişkiyi düzenlemekte, yönetmekte ve denetlemektedirler.Toplumsal yaşamın düzenli gitmesinde,kuralların uygulanmasında adetler etkili olmaktadır ; örneğin karşılama ve uğurlamalar; yemek ve sofra düzenleri; geçiş dönemleriyle ilgili kutlama ve kutsamalar; kız isteme,nişanlılık ve evlenme usulleri;cinsler,yaş grupları,meslek mensupları arasındaki ilişkilerin biçimleri;selamlaşma, hatır sorma sırasında uyulması gereken kurallar;bayramlar,mevsimler,önemli günlerle ilgili davranış biçimleri;"yas alma","baş sağlığı dileme" gibi durumlarda söylenecek sözler,takınılacak tavırlar ve tutumlar adetlerin alanına girerler.

Bütün bunlardan hareketle, köyümüzde ve yöremizde yok olmaya yüz tutmuş örf, adet,gelenek ve göreneklerimizden bazılarını tekrar hatırlatarak, özellikle genç kuşaklar tarafından bilgi edinilmesi amacıyla sizlerin huzurlarınıza sunacağım.
 
Şimdi sizlere yıllar önce kullanılıp artık son kullanma tarihleri çoktan geçmiş olan; ama, devrinin olmazsa olmazları olan birtakım nostaljik araç gereçlerimizi tekrar hatırlatacağım.
 
GAZ LAMBASI

Şimdilerde belki sadece elektrik kesildiğinde hatırlanan ama daha öncesinde elektriğin kendisi olarak kullanılan lambalardı. İlk versiyonları İdare lambası olarak piyasaya çıkıp,daha sonra , 7 ve 14 Numara şişeli lamba olarak varlıklarını uzun yıllar devam ettirdiler. Özellikle öğrencilik yıllarımızda bir sofranın ortasına lambayı koyarak, tavaya hamsi dizer gibi sofraya dizilerek ders çalışırdık.


                     İdare Lambası                                  Şişeli Lamba
        

 
Daha sonralarda, gaz lambasından daha karizmatik ve zenginlik göstergesi bir aydınlanma aracı olan Lüks kullanılmaya başlandı. Çok öncelerde lüks ancak  köyün zenginlerinde bulunur ve ancak özel günlerde kullanılırdı.

 Lüküs,  Aydınlanma Aracı




Çubuk Sepeti, Yaprak Sepeti ve Küçük Sepet Kuviçe, İskemle :
        Özellikle ,yaprak taşımak, bunun dışında uzak mekanlara elle taşınamayacak kadar ağır eşyaların taşınması için kullanılan sepetler. 

         
                                                             

  İPLER:

Yük taşımasında kullanılan ipler.Soldaki  ipler  yün tarzında sökülen iplerin bir araya getirilip örülmesi sonucunda elde edilmiştir. Sağ tarafta bulunan ise, içine un, şeker vs. konulan büyük çuvallar sökülerek elde edilen naylon iplerden örülerek yapılır. Belki çok sağlam görünmüyor gibi olabilirler ama emin olunki oldukça sağlamlar.En azından geçmişi bize taşıyacak kadar sağlam. 

 

 ÇAN-KELEK- ZİL

Hayvanların boğazına asılan çanlar. Bunların amacı otlaması için araziye bırakılan hayvanların ses yoluyla takip edilmesidir. Bir taraftan çalışmak zorunda olan insanlar bu çanlar sayesinde hayvanlarını görmeden, sadece duyarak ne kadar uzaklaştıklarını takip ederler.Yayla göçleri sırasında ineklerin gelinlikleri ve tosunların damatlıkları gibiydiler.

 

           

HIZAR
           Özellikle büyük ağaçların kesiminde kullanılan bir araçtır.
Karşılıklı iki tarafta duran insanların kendilerine doğru çekmesi suretiyle kullanılırdı.

KUZİNE - GÜĞÜM
          Güğüm, Su taşınmasında ya da ısıtılmasında kullanılır. Lazca "peşko" olarak da adlandırılan sobalar. Dışarıda bardaktan boşalırcasına yağmur yağarken, saçlardan gelen seslerin altında, kuzinenin sıcaklığında uyumak kadar güzeli yoktur aklınızda bulunsun.

  DEĞİRMEN :

Değirmeni tanımlamak gerekirse değirmenler mısır tanelerini öğüterek un haline getiren araçtır. Yıllara ve teknolojiye meydan okuyan değirmenlerinin garip bir çekim gücü var. Değirmenlerin mimari güzelliklerini ve zarafetlerinin yanında insanların günlük hayatını kolaylaştıran birçok işlevi vardı. Geçmişte ekmeğin hammaddesi mısırdı. Mısırı ekmek yapmak için un haline getirmek gerekirdi. Bu işlev değirmen aracılığı ile yapılıyordu. 

 

YAYIK AYRANI:
           Milli ürünlerimizden biri olarak yoğurdun girmediği ev yoktur. Ayran: tabirinizce yoğurdun sulu hali. Öyle mi zannediyorsunuz. Hazır kutu, şişe ve market ayranlarından bahsetmiyorum. Hele evde yoğurda su katarak yaptığınız ayrandan hiç bahsetmiyorum.

Hani diyorlar ya tereyağı zararlı, yok kalp, yok kollestrol. Hepsi hikaye! Bahçede, tarlada ilaçlanmamış ot, çiçek, elma, kekik yiyen hayvanlardan sağılan sütün yoğurt yapımıyla başlayan hikayesi, ona su katılarak ve çalkalanarak: hem tereyağı elde edilmesi, hem de günlerce dayanan ve neredeyse son kullanma tarihi olmayan ayranlarla devam ederdi. Tuz asla katılmazdı bu mavimtırak renkli ayrana. Hele azıcık ekşimeye yüz tutsun, tadı bir başka keskin oluyordu insanın susuzluğunu zevkle bastırırcasına.

Yayık , Yal Kazanı, Tabure , Sini, Elek

 
ÇİZLAVET:
O yılların Adidas veya Nike Markası denebilecek ayakkabısı. Yılmaz ve TOR Lastiklerinin pabucunu  dama atarak meydanı devralmıştır. Artık giyenin bile utanma hissi duyacağı devre gelmiştir. Ne yazı ki son kullanma tarihi gelmiş ve geçmiştir.

 

KÖSTERE BİLEME TAŞI:
Hemen hemen her evin önünde çeşitli keski aletlerini bilemek için kullanılan bir araçtı. Artık sadece ismi kaldı.

   

DUVAR HALISI :

Genellikle belli bir zenginlik düzeyi olanların evinde duvara asılı bulunurdu. Bazen bir Kabe resmi, bazen de bir Geyik resmi ile süslerdi duvarlarımızı…

 

NOSTALJİK RADYO :

Bir zamanların iletişim deviydi.  Haberleri (Ajansları) ,Cuma sabahları Halk Hikayeleri, saat 10: 00 ‘da Arkası Yarın Kuşağı, kimi zaman tarla kazarken, kimi zaman da  çayır biçerken keyifle dinlediğimiz radyomuz. Şimdi tahtını bilgisayar ve LCD  TV ‘ye kaptırsa da onun yeri bizim gönlümüzde unutulmazdır.

EVLERİMİZ :

Doğu Karadeniz bölgesinde köy evleri daha düne kadar geleneksel yerel malzemelerden yapılırdı. Altta ahır ve üstte aşana ( mutfak ) ve yatak odaları bulunurdu. Alt katın duvarları taş, üst katın duvarları ise kısmen taş malzemeyle ve kısmen de bağdati denilen taş çamur ve ahşap karışımı malzemeyle yapılır sıvanır ve kireçle boyanırdı. Erzak deposu olan seranderler evin dışında yapılan ahşap yapılardı. Hayvanların yiyecekleri kuru otların konulduğu merekler de ahşap malzemeden yapılırdı. Bu yapıların damları da ahşap malzeme olan hartama ile örtülürdü. Helalar evlerin dışında yapılırdı. Günümüzde artık bu geleneksel malzemeler yerine briket, tuğla beton, saç vs. malzeme kullanılarak yapılan evler yavaş yavaş eski evlerin yerini almaktadır. Yöre iklimine uygun olmayan yeni yapılar, insan sağlığı açısından da bazı sakıncalar doğurmaktadır

 

     


 
Maçkalı kemençeci Ferhat ÖZYAKUPOĞLU 1950’li yıllarda söylediği bir destanda sevdasının annesi gelince ahıra kaçışını şöyle anlatır:

 

Yaylanın çümeninde
Ben bağıra bağıra
Dedi annem geliyir
Haman endum ahıra

Ahırın küreğılan
Vura vura kirişe
Annesi da bağırır
Bak bana olan işe

Maçkalı bir türkücü, türkülerinden birine mizan da katarak şöyle der:

Gittim yarın evine
Tasla verdi yoğurdi
Dedım bu ekşi oldi
Dedi tosun doğurdi

Yaylanın çümeninde
Eküzler beğurur mi
Dedim gavurun kızi
Hiç tosun doğurur mi?.

 

YAYLACILIK:

İlkbaharda karlar erimeye başlayınca erkekler yaylaya gidip evlerini kontrol ederler. Evlerin kardan, rüzgardan bozulan, kırılan yerlerini, tamir ederler, çayırların çapalarını (çitlerini) düzeltirler. Köylerde de yayla hazırlıklarına başlanır. Yaylaya götürülecek eşyalar satın alınır. İneklerin çırnakları (çanları) elden geçirilir, Süsleri (ineklere takılan püsküllü boncuklu başlık) dikilip boyatılır. Göç günü, köylülerce ortaklaşa belirlenir.(Genellikle Çarşamba Günü Maçka, Perşembe Günü Yayla günüdür). Çünkü yaylanın taze otları birlikte otlatılacaktır. Genellikle tarlalar ekilmişse ve havalar uygunsa, haziranın ilk haftasında yaylaya göç edilir. Yaylalar yemyeşil, türlü çiçeklerle bezeli, kelebeklerin uçuştuğu çayırlara, cana can katan soğuk sulara, türlü ağaçlar, meşeler, çamlarla donanmış ormanlara sahiptir. Ormanlarda otlaklarda kuş sesleri, çan sesleri, köyün kuzu meleyişleri insanı gerçekten etkiler. Günün her saati yayla bir başka tarif edilmez güzelliktedir.

Evden önce besmele ile evin büyüğü veya ananın ilki olan erkek çocuk çıkar. Yükler katır ve eşeklere yüklenir, büyükler de sırtlarına denkler ve sepetlerle bazı eşyaları alırlar. Bütün göçler köyün çıkışında birleşerek yola girilirdi.

 Yayla Evlerimiz:

 

                                                 KALANDAR GECESI:

 
Yöremizde yılın ilk ayı kalandar adıyla anılır. Bu ayın ilk gecesinde değişik eğlenceler yapılır. Rumi takvim, Milat takvimini 13 gün arkadan izlediği için 12 Ocak gününü 13 Ocak gününe bağlayan geceye kalandar gecesi denilir. Kalandar gecesi Tüm evlerde lahana sarması, mısır ve patates haşlaması, kabak dilimi, fındık, ceviz, elma, armut, ayva gibi özel yemekler, yemişler ve çerezler hazırlanır. Aile bireyleri bu yiyeceklerle hazırlanan kalandar sofrası başında oturarak kendi aralarında bir şölen havası yaşarlar. Canta atmak Kalandar gecesinin en yaygın eğlencesidir.
 
Canta atmak, genç erkeklerin işidir. Zaman zaman genç kızların da erkek giysileri giyerek çanta atmaya çıktıkları görülürdü. Atılacak çantanın açık ucuna önceden uzunca bir ip bağlanırdı. Bu ip çantanın uzak bir yere atılıp geri çekilmesini sağlardı. çantanın içine çeşitli yemişler ve atılacağı eve göre özel armağanlar konulur. çanta atma sırasında tanınmamak için değişik kıyafetlere girilirdi. Karanlık basar basmaz kimseye görünmeden belirlenen evlerin kapılan çalınır. Çanta atanın kim olduğunu öğrenmek için evden gelen seslenişlere ses değişikliği yapılarak yanıt verilirdi:
 
Kapı aralanır aralanmaz önceden hazırlanan çanta hızla içeri fırlatılır .Buna çanta atma denirdi. Evdekiler, çantanın içindeki çerezleri alarak yerine daha değişik yiyecekler koyarlar. Kapıda bekleyenler, çantanın ipini çekerek oradan uzaklaşırlar.
 
Çanta atma sırasında ilginç olaylarla da karşılaşılır. Muziplikten hoşlanan kimi kişiler, evlerine atılan çantalara yemiş yerine kedi yavrusu, kirpi, fare, sümüklü böcek, kafatası gibi şeyler ya da acı bibere, tuza bulanmış yiyecekler koyarak çanta atanlara eğlenceli oyunlar oynarlar.
Çanta atma geleneği, nişanlılar arasında armağan alışverişini de sağlar. Nişanlı delikanlılar, nişanlısının evine attıkları çantalara ayrıca özel armağanlar koyarlar. Atılan çanta, nişanlı kızın armağanlarıyla doldurularak geri verilir. Kalandar  günü ve gecesiyle ilgili başka gelenekler, görenekler ve inanışlar oldukça çoktur:  

 Kız İsteme-Düğünlerimiz

Kız ile erkek belli bir anlaşmaya vardıktan sonra iş ailelere gelince, erkek tarafı tatlı çeşitleri veya çiçekle beraber aile büyükleri ile kızın evine giderler. Daha önceden haberdar olan kız ailesi karşılamayı yapar, belirli bir ön sohbetten sonra erkek tarafının büyüğü veya bu işle görevlendirilen kişi ALLAH'ın emri ile diyerek başlar söze ve .... kızınızı .... oğlumuza istiyoruz diye bitirir.Kız tarafı naz evi olduğundan,

 
a-) Bu güzel teklife  genellikle nazikçe olumsuz bir cevap verir..
 
b-) Kız tarafı güzel bir dille biz de biraz düşünelim büyüklerimize soralım falan filan gibilerinden daha sonraki bir zaman tekrar görüşmek üzere randevu verir.
 
c-) Kız tarafı biraz düşünür biraz da kaşınır kızına sorar ve sonunda verdik gitti der, karşılıklı aile büyüklerinin elleri öpülür, gelin ve damat tarafından işler hayırlı olsun dilekleri söylenir vs.
         
İşte, işin  en zor kısmı şimdi başlar, yeni kurulacak ev için eşya ve altın işleri konuşulur bir şekilde anlaşmaya varılır kahveler çaylar içilir ve dağılınır.
 
Artık bundan sonrası kına gecesi ve düğün töreni hazırlıkları için vakit harcama zamanıdır.

Köyümüzde düğünler genellikle kemence,  kısmen davul, zurna, eşliğinde yapılırdı. Son zamanlarda sık görülmezse de düğünlerde orkestra (org-saz) görülmeye başlanmıştır. Düğünlerde, kadınlar ve erkekler birlikte, saatlerce horon oynarlar..

 
Düğünde, oğlan tarafının hazırladığı yemekler gelen misafirlere ikram edilir. Yemekler çok çeşitlidir. Genellikle etli kuru fasulye, pilav, komposto ve karalahanadan yapılan dolma, (sarma) dan oluşur. Silah atma merakı, her yerde olduğu gibi düğünlerin vazgeçilmez unsurudur.Ancak son yıllarda açık alan düğününden daha ziyade Salon düğünleri geçmişte olan bir çok geleneği yok etmiştir.

Düğünlerde son yıllarda yapılmaya başlanan bir bölüm var ki, oğlan tarafının yükünü bir nevi hafifletir. Bu olaya “takı takma” merasimi denir.. Takı takma merasiminde, damadın gelinin yakınları, düğüne iştirak eden misafirler, damada ve geline gönüllerinden kopan hediyeler (altın, para, mutfak eşyası gibi) takarlar veya verirler. Bu merasimde toplanan para, genellikle düğün masrafını karşılar. Maddi durumu iyi olan damadın ailesi, bu parayı yeni evlilere verirler ve onlar da bu parayla istedikleri gibi harcama yaparlardı.
 
Takı takma merasimi bittikten sonra, eğlenceye devam edilir. Düğün dağıldıktan sonra gelin ve damat evlerine (odalarına) çekilir. Bu sırada gelinin bir yakını nedimesi(genellikle varsa ablası olur) yanlarında bulunur, imam nikâhı, o ana kadar kıyılmadıysa, nikâh kıyılır.Bir hafta sonra gelin ve damat, gelinin ebeveyn evine Yedilik denen ziyarete gidilirdi.

  

                                          CENAZE KÜLTÜRÜMÜZ

Cenazeler, gerek Türk İslam Kültüründe, gerekse Köyümüzde çok önemli bir yer tutar. Mahalle veya köy camiinde selalar okunur.Ölen kişinin cenaze hazırlıkları devam ederken, gece cenazeler beklenirdi. Eski yıllarda Hastane ve Morg bugünkü kadar yaygınlaşmadığından cenazeler gece evlerde beklenirdi.Bu sırada cenazeyi bekleyenler çeşitli sohbet ve etkinliklerle vakit geçirirlerdi.Ertesi gün cenaze yıkanarak namazı kılınmak üzere musallaya konurdu.Toplumsal hayatımızın en güzel ve en acı gün birlikteliğidir cenaze merasimlerimiz. Cenaze günü köy dışından gelen misafirler için çeşitli ikram ve yiyecekler komşular tarafından hazırlanır.Cenazelerde eskiden fakir kimseler için türüne göre zarf içinde bir miktar para,havlu veya seccade gibi sadaka tarzı dağıtım yapılırdı.Genellikle ölümü takip eden ilk üç gün cenaze evinde Kur’an okunur, kırkıncı veya elli ikinci geceler ile, Kadir gecelerinde  mevlit okutulurdu. 

 

                                                BAYRAM KÜLTÜRÜMÜZ

Köyümüzde gerek Milli Bayramlara ve gerekse dini bayramlara rağbet çok fazlaydı.Milli Bayramlar İlkokul önünde toplanan kalabalık halk eşliğinde yapılırdı.Dini Bayramlar Ramazan Bayramı coşku içerisinde sadakatle icra edilirdi. Bugünkü kadar küslük dargınlık ve kırgınlıklar yaygın değildi.En azından köyde hatırı sayılı büyüklerin araya girmesiyle dargınlıklar anında sonlandırılırdı..Eski büyüklerimizi kaybettikçe, ara buluculuk sektörünü de kaybettik neredeyse. Bu konuda halen köyümüzde yaşayan büyüklerimize köy muhtarına ve üyelerine çok görev ve sorumluluk düşmektedir. Kurban Bayramı münferit veya ortak kurban kesen köylülerimizle birlikte icra edilir. Namaz sonrası silah atma geleneği burada da devam etmektedir. Küçük çocuklara şeker, cep harçlığı verilir, garibanlar sevindirilirdi.Akraba,eş - dost ziyaretleri, ulaşım imkanları bugünden az olmasına karşın daha fazlaydı.

                                              YEMEK KÜLTÜRÜMÜZ

Yıllar geçtikçe zaman bağlı olarak yemek kültürümüz de değişime  uğradı.Eskini doğal besin kaynakları artık yerini GDO’lu  denilen gıdalara bıraktı ne yazık ki. Su değirmeninde öğütülmüş undan yapılan kuymak, hiçbir katkı maddesi bulunmayan süt ve süt ürünlerinden, yaylaların bin bir çeşit çiçeklerinin kokularının mis gibi nakşedildiği yayla peyniri,tereyağı vs. Şimdilerde sadece lezzetleri rivayet olarak anlatılan bu yemek kültürümüzden halen ayakta kalan Mısır Çorbası Lahana Çorbası Etli Lahana Sarması Kara Lahana Yemeği, Mıhlama,lahana katısı, mısır ekmeği ile tereyağının ortak ürünü  olan Cumur, lahana Huliyası,sofralarımızın zengin fakir ayrımı yapmayan adaletli yemekleriydi. Ateş altında pişirilen ateş altı ekmeği, kiraz kırmızısı ekmek ile yoğurt, tereyağı şifa kaynağıydı. Hatta soğuk kış geceleri patates ve turşu ile, ineklerin yiyecekleri olan Yal içerisine konulan ve orada pişirilen Pazı (pancar) ayrı bir tat verirdi o yıllarda insanlara…

                                                 GİYİM KÜLTÜRÜMÜZ

Köyümüz her ne kadar çok farklı yerleşim birimlerinden gelen değişik insan profiline sahip olsa da neredeyse tekdüze bir giyim  geleneği mevcuttur.Özellikle Tonya ve Şalpazarı orjinli köylülerimizin kıyafet tarz ve usulü farklılık gösterse de, bir arada yaşamanın verdiği müştereklik bu farklılığı da ortadan kaldırmıştır.Köyümüz Türk İslam Kültürünün benimsediği ortak kıyafet,  hiçbir eksenin aşırılığına kaçmadan dini inanç ,gelenek ve göreneklerine saygı zemininde oluşmuştur.Eskiden kadınlarımız iş kıyafeti olarak  bellerine önlük, başlarına çömber üzerine atma (Yaşmak) atarlardı. Daha eski dönemlerde Keşan, kuşak kullanıldığı da görülmüştür.

                                                             FOLKLÖR

Genellikle horon hakim olup, horonun da kendi muhtevasında var olan, sıksara, kız horonu, düz horon yaygın olarak sergilenen figürlerdir. Özellikle köyümüz insanının hızlı ve hareketli karakteristik yapısını ifade eden Sıksara, Kız Horonu ve  Kahveci oyunları köyümüzde sıklıkla başvurulan folklorik sembollerdir. Ağırlıklı olarak kemençe kullanılır. Ara sıra davul –zurna ile  de  aynı figürler icra edilmektedir.

İMECE KÜLTÜRÜMÜZ

Eskiden malum, köylerde yol yoktu.İnsanlar, tek başına yapamayacağı işleri köylüyü toplayıp imece usulü ile hallederlerdi.Bu sistem köylüleri birbirine daha sıkı sıkıya bağlardı.İnsanlar birbirleri ile daha muhabbetliydi.İmece toplanıp yapılacak işler yapılırdı.Herkes bundan memnun olurdu.Yemekler daha değişik pişirilirdi.İmeceye iştirak edenlere daha kaliteli yemekler ikram edilirdi.Yemekten sonra muhakkak kızlar ve erkekler horon oynardı. Mısır soyma,fındık halaga çıkarma ırgatları,yaylada balya yapma ırgatları, tarla belleme, kazma, ayıklama vb. Bütün bunlar icra edilirken türlü öykülere ,aşklara, hüzünlere sahne olmuştur. Aşıkların birbirleriyle balya yapması, birlikte tarla belleme, mısır ırgatı sonrası beraber horon oynama…Köyümüz orman köylüsüydü . Kamyonlara dolarak, (Rahmetli Mustafa KADI’nın Yeşil BMC ‘si Yüksel YILMAZ’ın LEYLAND ve Şah İsmail’in  kırmızı DODGE marka arabalarına) ,tıka basa, turşu misali Köy olarak hep birlikte Bazen Mulaga ‘ya Bazen Meryemana ‘ya ,bazen de Topaloğlu Ormanı’na odun yapmaya gidilir, 15 gün kadar çadırlarda kalarak  yıllık kışlık odun ihtiyacı temin edilirdi.Geceleri büyük ateşler yakılarak mısır pişirilir, gündüzün yorgunluğu bir şekilde giderilirdi. Daha neler ve ne güzellikler….Köyümüz bu noktada tüm civar köylere model teşkil edecek büyüklük ve nitelikteydi.

 

Eski, Ama Eskimeyen Deyimlerimiz.

1- Adamdan adam çıkartur da , ekmeğini çıkartamaz
2- Akılsız baş, neyler traş
3- Anasina bak, kizini al, ipliğini çek bezini al
4- Ateşin şiddetini kazan bilir
5- Ayranun beyaz olsun, sinek Bağdattan gelur
6- Afkurmasını bilmeyen köpek koyuna kurt getirir
7- Bayram çöreğiylan köpek doymaz.
8- Çakalsız orman olmaz
9-  Deliluk üç türlüdur: Zır deli, Zırzır deli, Hınzır deli
10- Dünyada üç şeye çare bulunmaz : Göğe direk, denize kapak, ölüme çare
11- Düşün düşun ………tur  işun
12- Bacanak bacanağı dere yukarı arar

BATIL İNANÇLARIMIZ

 
Batıl inançlar, nerden gelip nasıl toplum içinde yerleştiği belli olmayan ama yüzyıllardan beri belki de değişik inanışların ya da insanların kendi kurgularının sonucu hiçbir temel dayanağı ve mantığı izahı olmadan yerleşmiş inanışlar olarak günümüze kadar süre gelmiş olan inanışlardır. Bugün bile çeşitli şekillerde kendini gösteren bu inanışların temelinin insanlık tarihi kadar eski olduğu bilinmektedir. Yöresel özellikler arz eden bu inanışlara köyümüzde de rastlamak mümkündür.
 
Bazı batıl inançlardan örnekler :
Saç ayak boş olarak yanan ateşte bırakılırsa ölü suyu bekler. 
 Ellerini bağlayanın kısmeti bağlanır.   Bir kadın aşererken birine bakarsa çocuğu ona benzermiş.  
Çocuğunun güzel olması için gebe kadına ayva yedirilirdi. 
Gece tırnak kesilmezmiş.  
 Yeni gelinin kucağına oğlan çocuk verilirse ilk çocuğu erkek olurmuş.   
 Kapı eşiğinde oturan kişi iftiraya uğrarmış.
 Geceleyin evde ıslık çalınmaz, çalınırsa eve yılan girermiş. 
 Kuluçkanın altına yumurta koyan kişi, başını sararsa civcivler gugulli olurmuş. 
 Ay tutulunca havaya ateş edilirse ay kurtulurmuş.
 Boş beşik sallanırsa çocuğun karnı ağrırmış.
       
Hastalıkların tedavisinde yararlı olduğuna inanılan kocakarı ya da halk ilaçları, halk hekimliği diye anılan temelde bilimsel değeri olmamasına rağmen doğal tedavi yöntemi olarak ta günümüzde bile tartışılan tedavi yöntemlerinin bir kısmına bütün Anadolu'da olduğu gibi köyümüzde de rastlamak mümkündü.
 
Arı Sokması :
Arının ısırdığı yere demir basılırdı.
 
Sarılık :
Sarılığa yakalanan hastanın ustura ile damak, el ve ayak tırnaklarının dipleri kesilirdi. Bu işleme sarılık kesme denirdi.
Çıban :
Çıbanların olgunlaşıp boşalmaları için üzerine damar otu denilen geniş yapraklı bir ot sarılırdı.Soğan ateşte ısıtılarak çıban üzerine sarılarak cerahat çıkarılırdı.
 
Üşütme :
Nezle, grip gibi durumlarda bir bardak süte bir parmak bal karıştırılıp hastaya içirilirdi.
 
Baş Ağrısı :
Başa patates sarılır, ayrıca mısır hamuru ayranla karıştırılarak bir çömberle başın ön kısmına bağlanırdı.
 
Mide Hastalığı :
Yörenin ünlü kestane balı yedirilirdi.
 
Yanık :
Özellikle yoğurt sürülürdü.

Geçmişimizi unutmadan, geleceğimize umutla yürüyebilmek dileğimle…..

       Tüm Köylülerimize selam ve saygılar sunuyorum…             



 
 Editör :  Bahtiyar KADIOĞLU

Oy verdikten Sonra klavyeden ENTER tuşuna basınız  
1 2 3 4 5   Bu Habere Toplam 251 Puan Verildi
 Kaynak :  Bahtiyar KADIOĞLU

 Kategori  Güncel

37082 Kişi Tarafından Okundu.

Yorum ( 12 )   

 ismet GÜR

10.10.2012 11:15:02 

  DİLİM VARMIYOR !

Cevapla


DİLİM VARMIYOR Bana güzel demeye dilim varmıyor Onu değerlendirmek sizlerin elinde Seni sevenlerin her vakit sevemez Çabalar dururlar sevginin yolunda. Zaman ilaç olaçak” deva arayana Çile” azapları reva görmem sana Aynalardan birazcık dersini alsana Bana güzel demeye dilim varmıyor. Güzel” güzel olur bir şey üretirse Emek değer bulur hakça tüketilse Ne kadar hoş olur herkes değer bilse Bana güzel demeye dilim varmıyor. Sen kendini övme zaman anlayacak Yürüdüğün yollarda izin kalmayacak Bir rüzgar eserse seni sallayacak Her şeyi söylemeye” dilim varmıyor. 10.10.2012 İsmet GÜR 3636


İp Adresi Kayıtlı   

 ismet GÜR

20.5.2012 22:55:44 

  YAŞANMIŞLIKLAR HATIRALARIMIZDIR

Cevapla


Değerli Öğretmenim" vermiş olduğunuz emek güzel bir sonuç ortaya çıkartmıştır" kutlarım. Bu vesile ile taze yazmış olduğum bir şiirimi şiir severlerle paylaşmak isterim. YAŞANMIŞLIKLAR HATIRALARIMIZDIR Demeyin şekiller" çokönemli değil, Yaşanmışlıkları" sunmak ne kadar güzeldir. Almayı" her insan belgi de beçerir, Verici olabilmek" ulvi bir hünerdiR. Sevdaya" yol dayanmaz aşarda gelir, Sahiplenilen değer" çoşarak yükselir. Yaşanmışlıklar bizlere hep deselli olur, Verici olabilmek" çok ulvi bir iştir. 19.05.2012 İsmet GÜR


İp Adresi Kayıtlı   

 MURAT KADI

4.4.2011 23:29:45 

  Eline sağlık

Cevapla


Süper olmuş.Başka kelime demeye gerek yok.


İp Adresi Kayıtlı   

 Hüseyin YILMAZ

3.4.2011 12:35:17 

  TEŞEKKÜR

Cevapla


ÇOK ÇOK TEŞEKKÜR EDEREK SENİN GÖZLERİNDEN ÖPÜYORUM ORHAN' IM. ELİNE KOLUNA SAĞLIK SEN HEP ÇOK YAŞA SEVGİLER VE SELAMLAR GÖNDERİYORUM SANA


İp Adresi Kayıtlı   

 turan yılmaz

28.3.2010 22:02:28 

  sizler ordaki gözümüz kulağımızsınız

Cevapla


teşekürler elinize sağlık sanki oralardayız


İp Adresi Kayıtlı   

 Arslan Yılmaz

13.3.2010 11:51:20 

  Helal Olsun

Cevapla


Orhan Hoca, Emeklerinize ve yakın ilginize teşekkür eder,başarılarının devamını dilerim. İyiki varsınız. Selam ve sevgilerimle. Arslan Yılmaz


İp Adresi Kayıtlı   

 Cevdet MALKOÇ

10.3.2010 19:14:18 

  Eline sağlık

Cevapla


Sevgili Orhan kardeşim. Çok büyük emekler vererek, adeta bir kitap niteliğinde sunduğun araştırmaların için teşekkürler... Eline sağlık. Uzun yıllar sonra örf, adet ve geleneklerimizi andık, cismini neredeyse unuttuğumuz günlük kullandığımız araç-gereci hatırladık. Devamını da bekleriz. Sağolasın, varolasın.


İp Adresi Kayıtlı   

 İsmail Tüfekçi

10.3.2010 17:38:00 

  tebrikler

Cevapla


Sayın Orhan Hocam dilinize ve bilginize sağlık harika olmuş neymiş o günler insanoğlu özlüyor değil mi?


İp Adresi Kayıtlı   

 Ahmet Kadioglu

9.3.2010 20:32:31 

  tesekkur ederim

Cevapla


Orhancim eline saglik. Ogretmenlerimiz sitemize can vermeye devam ediyor.Musadenle bir ilave yapmak istiyorum; Cizlaved ayakkabilar Isvec mali olup ismini Gislaved sehrinden alir. Hala daha bu marka altinda oto lastigi uretir.


İp Adresi Kayıtlı   

 Ziya Tüfekçi

9.3.2010 14:15:40 

  Teşekkürler...

Cevapla


Hocam emeğinize sağlık.Tekrar hatırlamak büyük bir keyif.Saygılar.


İp Adresi Kayıtlı   

 ismail avcı

9.3.2010 10:26:00 

  teşekkur

Cevapla


orhan hocam elıne saglık bızı yıne mazıye surukledın sagolasın genclık sızlerde okuyun atanızı yat edın sevgılerımle.......


İp Adresi Kayıtlı   

 Sadık

9.3.2010 08:43:44 

  Teşekkür

Cevapla


Emeğinize sağlık hocam...


İp Adresi Kayıtlı   

Sayfa  

 Bu Kateoriye Ait Diğer Başlıklar

 
 
 

 

Reklam
 
 Duyuru
 Köşe Yazıları

Şaban KADI

Şaban KADI ¬
Dernekler Birleşmelidir

Yakup UZUN

Yakup UZUN ¬
Ülkemizin için iyi düşünüp karar vermeliyiz

MURAT KADI

MURAT KADI ¬
Ben Yaylayı Özledim

Abdullah AKSOY

Abdullah AKSOY ¬
Siz-Biz Yok, Güç Allah’ın!

Sadık Tüfekçi

Sadık Tüfekçi ¬
Zaman Yönetimi

Ziya Tüfekçi

Ziya Tüfekçi ¬
Uzun zamandır ihmal ettiğimiz bağımız; akrabalarımız...

HACI AVCI

HACI AVCI ¬
Aynalar Aynalar

Ahmet KADI

Ahmet KADI ¬
Yeşil BMC li Adama

Mehdi Tüfekci

Mehdi Tüfekci ¬
Nazım Amcanın Anısına

YUSUF KADIOĞLU

YUSUF KADIOĞLU ¬
Kemençeyi Yaşatmak

Orhan TOPAL

Orhan TOPAL ¬
Memleketimi İsterim
 
Henüz Haberlere Puan Verilmemiş..
 
Bugün için Haber Eklenmedi.
Bu Hafta içinde Haber Eklenmedi.
Hatice MALKOÇ Hakkın Rahmetine Kavuştu Hatice MALKOÇ Hakkın Rahmetine Kavuştu
Köyümüz halkından Kazım MALKOÇ eşi Hatice MALKOÇ hakkın rahmetine kavuşmuştur....

Veysel Kenan Babillioğlu Hastanede Yatıyor
Naldöken Şehitliğine Dev Bayrak Dikildi
 
 Takvim

Mayıs 2018

Pts Sal Çrş Prş Cum Cts Pzr
1 2 3 4 5 6
7 8 9 10 11 12 13
14 15 16 17 18 19 20
21 22 23 24 25 26 27
28 29 30 31
 
 Ziyaretçi İstatistikleri
   
 Online : 19
 Bugün : 501
 Dün : 455
 Toplam : 858818
 Ip No : 54.159.94.253
   
 

 

Tarih ve Kültür
İşte Yukarıköy Köyü Tarihi
Mubadele ve iskan
Seller Senesi  1929
Yukarıköy e İlk Gelenler
Kültürümüz
Eski Kelimeler
Kullanılan Soyadları
 
Güzel Köyümüz
Yukarıköy Muhtarlık
Yukarıköy Hakkında
Yukarıköy 'de Eğitim
Sportif Faaliyetler
Yukarıköy Haritası
Yararlı Linkler
Trabzon Valiliği
Trabzon Belediyesi
Maçka Belediyesi
Yetişen Değerlerimiz
Köyler ve Muhtarlar
Maçka Türküleri
Turistik Yerler
Eczaneler
Önemli Telefonlar
Trabzonunsesi.com
Devlet Tiyatrosu
Şehir Kameraları
Resmi Gazete
 Son Haberler
 
 Popüler Haberler
 
 Döviz Bilgileri

  Döviz Alış Satış
  Dolar 4.4652 4.4732
  Euro 4.0153 4.0419

 

  



Güncel | Düğün - Nişan | Vefat - Taziye | Etkinlikler | Video Haber | Foto Haber | Din ve Kültür | Doğum Haberleri | Gizlilik Politikası


 

   © Copyright - 2008 -2017- Yukarıköy Mahallesi Web Sitesi - Maçka/Trabzon - Tüm Hakları Saklıdır. 

Bu sitede Çilem.Net Yazılımı kullanılmaktadır.

#include file="alt.asp"-->